ŞEYTANİ BİR HASTALIK : BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLMAK

Mutafa Kan


ŞEYTANİ BİR HASTALIK : BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLMAK

Bu yazı tarafımıza yöneltilen ithamların son raddesi aşamasında yazılmış icbari bir makaledir.
Önce sözü vahye verelim: “ Bu (yücelttikleriniz) ancak sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz(keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah onlarla ilgili hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin (heva – heves) istek ve tutku olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara rablerinden bir yol gösterici gelmiştir.
Yoksa insana her dileyip arzu ettiği şey mi var?
Oysa onların bunlarla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekten zan haktan yana hiçbir gerçek taşımaz. İşte onların ilimden yana ulaşabilecekleri son sınır da budur. Şüphesiz senin rabbin kendi yolundan sapanı en iyi bilen O’dur ve hidayet bulanı da bilen en iyi O’dur.
(NECM 23/24/28/30)
 
Herkesin Kur’anı farklıdır. Kiminin ki bir satır, kiminin ki bir sayfa, kiminin ki bir cüz kiminin ki de bütünüdür. Bir satırlık Kur’an’ı olanın da tümden Kur’an’ı olanın da ağzı vardır ve doğaldır ki ağzı olan konuşur.

Şu iyi bilinmelidir ki Bilmeden yaşanmaz, yaşanmadan ulaşılamaz, ulaşılmadan da kemale erilemez. Müslüman vahyi bildiği (duyduğu kadar değil. Müslümanlar don aldıkları kapıyı din aldıkları kapıdan daha sık eleyip dokudukları sürece bir arpa boyu yol alamayacakları kanaatindeyiz) kadar yaşar ve yaşadığı kadar da kendini ve içinde bulunduğu toplumunu aşar.

Kur’an’ın her bilinmeyen tarafı hayatın o yönünün karanlık olduğuna işarettir.

Kur’an’ın bilmedikleri tarafından konuşanlar ve bilmedikleri yerlerinden ahkam kesenler asla bilmeleri gereken yerleri öğrenemeyecekler ve amelleri laflarının yanında devede kulak kalacaktır.

Ne güzel demiş birilerinin gördüğünde boğasının geldiği İslam alimi  “ Cahilin dindarlığı arttıkça sapması da artar.”
İlim pınarına avuçlarını uzatmayanlar hem susuz kalacaklar hem de bu susuzluklarıyla kudurararak başkalarının suyunu zorbaca gasbetmeye kalkacaklar. Yani hadlerini aşacaklar.
Evet bildiklerini zannettikleri bilmedikleriyle hakikate sırtını dönenler hadlerini aşanlardandır.  Öyle diyor bir arap atasözü “ Her kim ki haddini aşarsa zıddına döner” İnsanın zıddı ise şeytandır.
 
Bir yerde alimler susup cahiller konuşuyorsa oranın kıyameti kopmuştur.

İnsanın bireysel şükrünün varlığı kadar söz meclislerinin de bir şükrü vardır. Nasıl ki aklın şükrü akletmek, dilin şükrü zikretmek, malın şükrü , zekat vermek, bedenin şükrü oruç tutmak ise söz meclislerinin şükrü de cahilin sözünü alimin sözüne bindirmemektir. Alimin bildiğini esirgemesi ne kadar yamuksa cahilin bilmedikleri hususta alimlere müsaade etmemesi o kadar yamuktur.

Bırakınız bunları salt soru sormak üzerine dahi İslam alimlerinin müstakil eserleri vardır.
“El Müfti Vel Müstefti” ,”Essail Vel Mes’ul “ , “El Alim Vel Müteallim” bunlardan sadece birkaçıdır.
Haddini bilen cahil haddini bilmeyen alimden üstündür. 

Sizinle insanlık tarihi boyunca değişmeyen bir gerçeği paylaşayım.

Tanıyanlar iman edenlerin tanımlayanlar ise inkar edenlerin safında olmuştur hep.
Tanıyanlar; var olan hakikate eklemeden, çıkarmadan, bozmadan, değiştirmeden iman etmişlerdir, işitip itaat etmişlerdir.
Tanımlayanlar ise var olan hakikati kendi eğrisine göre yamultmuşlardır.İşitip düşünüp taşınıp sonra da inkar etmişlerdir.

Bilmemenin çaresi vardır, hatta bilmediğini bilmemenin dahi bir çaresi vardır. Lakin bilmediğini bilmek istememenin asla çaresi yoktur.

Bu meyanda ilim sahibi olmadan fikir sahibi olanların çürüyen batıllarını görünce sözü, dini yetki safsatasına getirdiklerini görürsünüz.Tüm firavuni sistemler kendi rejimlerinin en büyük tehdidi olarak kontrol edemedikleri, gözlerinin önünde olmayan,İslami hareketleri görürler.Bundan dolayı halkın hassas dini duygularını ortadan kaldırma yerine bu maneviyatı kendilerine göre yontmanın yolunu ararlar. Bunun için Bel’am müesseselerini kurmuşlardır.
Yani satılmış din adamları kurumu . Peki neden?

Çünkü onlara Allah’ın değil kendilerinin razı olacağı bir halk lazım ya da Allah’ın değil kendilerinin izin verdikleri kadar dindar olanlar lazım.Dolayısıyla illa din öğrenecekseniz ancak bizim belgelendirdiklerimiz bu hususta söz hakkına sahiptir derler.

Sadece Allah’tan aldığı beyine(belge) ile konuşan çoban Muhammedileri gördüklerinde de hakikat nurunu “ Bize bir melek gönderilmeli değil miydi?”  Yada içimizde daha kıdemliler varken bir çobana mı itaat edeceğiz veya daha daha modernce var mı imama hatipliliğn, ilahiyatçılığın “ gibi üflemelerle söndürmeye kalkarlar.

Halbu ki Allah azze ve celle,
Din görevlisi yoktur her müslüman dininin görevlisidir şiarınca
“Kim ki” , “Her kim” , “O kimseler ki” gibi ifadeler kullanarak vahyi evrenselleştirmekle kalmamış aynı zamanda vahyi bir çağa hapsedilmekten kurtarmıştır. Aslında bu ifadeler kim olursanız olun eğer iman etmişseniz siz bu dinin doğal sözcüsünüz ve “Ve tevesev bil hakkı ve tevesev bissabr”  hakikatini tüm iman edenlere hamletmiş her seferinde “ey imam hatipliler” yada “ey ilahiyatçılar” değil de “ey iman edenler” demiştir.

Her müslüman Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Bu hususta hiçbir sınıfsal ayrıcalığa yada ruhban sınıfına mahal bırakmayan bir Allah’a rağmen nasıl oluyor da din hakkında  ancak bizim belgelendirdiklerimiz konuşabilir isyanına giriliyor doğrusu anlamakta şaşırıyorum.

Sözümona Firavunların kurdukları din müesseselerinden verilen belgeler adam yerine konuluyor da Allah’ın her müslümana verdiği doğal ve zorunlu davetçi müslüman makamı adam yerine konulmuyor!

Allah’ın verdiği Rabbani belge sahte, düşmanlarının verdiği gerçek öyle mi?
“Kul e entum e’lemu emillah”  “De ki Siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allah mı?

Yetkiyi Allah’tan alanlar Allah’ın izin verdiği kadar Allah’ın dinini, Din kalpazanlarından alanlar da onların izin verdiği kadar onların dinini konuşur. Mantık bu!

Hz. İdris terziydi, Hz. Zekeriya ve Hz. İsa marangozdu, Hz. Davud demirciydi ve Hz. Muhammed çoğu rasuller gibi çobandı.(Aleyhimüsselam ecmain)

Ehli sünnet olmayı müslüman olmanın önüne koyan bazı din tüccarları “İcazet boru mu” dediklerinde “ İyi madem öyle o halde şu islam alimlerini dinleyin bakalım onlarda sizin istediğiniz belgeler var. Onlar ilahiyatçılar.Dinleyin onları.” Denildiği zaman bu sefer de
“ Olmaz efendim onlar ilahiyatçı lakin ehli sünnet değil.” Derler.
Lafa gelince ehli sünnet olduklarını söyleyenlere olmazsa olmaz bedelli bir sünnet hatırlatıldığında “Ben peygamber değilim ki” cevabına hayretle bakıyorsunuz.
Madem siz peygamber değilsiniz o halde biz de değiliz? Şu halde neden bizden ehli sünnet olmamızı istiyorsunuz? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu…

Diğer bir fosseptik de “ Kürtler, tarih boyunca hep türkler sayesinde nefes almışlardır” safsatası. Aman ya rabbi! “Peki Türkler Kürtlerin oksijen tüpümüydü ki Türkler sayesinde nefes alsınlar? Diyelim ki öyle. Türkler ne zaman Allah’ın işini yapmaya başlamış?
Diğer ırkları kendi ırkının gölgesi ve hizmetçisi sanan ve “ Ancak biz varsak siz varsınız” diyen zihniyet, Güya üstün ırk, üstün kavim olan yahudinin zihniyeti değil de nedir?
Bu bulaşıcı yahudileşme hastalığı adamın ateşini yükseltir “ Ğayrul mağdubi aleyhim veleddalliin”

Böyle müslüman aklı bulandıran, müslümanların aralarına faşist, asabi, milliyetçi, ayrılık tohumları eken birilerine benzeyeceğime Ömrünü Kur’an’a vakfetmiş, peygamber ahlakını özüne giydirmiş ve ümmetin tamamını kucaklamış Mustafa İslamoğlu hocaya benzemeyi tercih ederim.

Şeytanın “ Beni ateşten yarattın, onu ise topraktan” diyerek kendi hammaddesinin üstünlüğüne inanması onun tek kelimeyle milliyetçi olduğuna bariz delildir.

Marjinal bir şeytanın marjinal bir takipçisi olacağıma orijinal bir peygamberin orijinal bir kuyruğu olmayı tercih ederim…

Söyler misiniz Hangi sahabe peygambere benzemekle suçlanmıştır ki? Her ne kadar bazı görüşlerine katılmasam da bendeniz Mustafa İslamoğlu hocada peygamberin ahlakını görüyorum. Taklit etmiyorum ama peygamberini kendi çağına taşıyanları taklit etmeyi suç görenler kendi hallerine baksınlar. Kimi taklit ediyorlar?Şeytan da şeytanlık ta ölmedi.

Hikmet Ehli iki şeyden arslan görmüş yaban eşeği gibi kaçın derlerdi. Cüzzamlı hastalar ve Münakaşa
Burada söylenmek istenen iki mesaj var aslında.

  1. Münakaşa ve tefrik edenlerin yani parçalayanların hastalığı cüzzamlı birinin hastalığı gibi bulaşıcıdır, kaçın.
  2. İslamın “ Kalplerinde hastalık vardır” dedikleriyle işgal etmeye devam ederseniz aklınızı ve kalbinizi, size de bulaştırırlar.

Dedim ya tanıma değil de tanımlama hastalığı hassas müslümanları bir başka yaralıyor.

Sözlerimizi yarı yarıya kaynakları ve metinleriyle beraber ayeti kerimelere ve hadisi şeriflere ayıran hatta derslerimizi dahi yarı yarıya Kur’an ve Sünnet dolayısıyla hadislere ayıran bendenizi bir tek hadisin doğruca ne mesnedinden ne metninden ne de senedinden haberdar olmayan kişilerin bizlere Sünnet düşmanı muamelesi yapması,
 
Sünnete bedel ödeyen insanlara rağmen
“ Siz sadece konuşuyorsunuz, hadisleri inkar ediyorsunuz, Kur’an’da namazı kılın diyor ama nasıl kılınacağını yazıyor mu?”
Gibi amatörce yaklaşımlar sergilemesi, kendi sözlerini unutup hadis okuyan bizleri derinden yaralamıştır.
 
Olsun! Hadislerin illetine bakmaksızın alınmasına karşı çıkan HAS EHLİ SÜNNET İMAM EBU HANİFE sünnet düşmanı ilan edilmedi mi? Hatta bu yüzden şehid olmadı mı?
 
Rasulullah’ın(s.a.v) baba olduğu için yaptıkları, arap olduğu için yaptıkları, erkek olduğu için yaptıkları, komutan olduğu için yaptıkları ve Rasulullah’ın Rasulullah olduğu için yaptıkları diye yaklaşık 110 kategoride Allah Rasülünü irdeleyen İbni Hıbban “ Ettaksim vettekasim” eseriyle ipten dönmedi mi?

Elhamdulillah ki biz ehli sünnetin yolundayız.

Bildikleriyle konuşanlara kapımız sonuna kadar açıktır. Lakin duyduklarıyla konuşanlara peygamberlerini hocalarının önüne almasını tavsiye ederiz.

Bendeniz karnından, ezbere ve söylediklerini ilmi hiçbir mesnede dayanmaksızın konuşanların muhatap alınmasının karşı tarafın cehaletini artıracağı kanaatindeyim.

Onun için sizden ricam : Lütfen bildikleri hususnda adabı muaşerete uyup bilmedikleri hususta da “ Bilmiyorsanız zikir ehline sorun” ayeti celilesi şiarınca sormasını bilen insanların dışındakilerle bendenizi muhatap etmemenizdir.

VESSELAM…. VEDDUA…