ES- SÜNNETUL FURKAN

Mutafa Kan


Modernizm adlı evrensel küfrün boyunduruğu altında inleyen ve kafirlerin İşgalinin artık toprakları aşıp kafaları ve kalpleri bulduğu, insanların canlı cenazeler gibi dik süründüğü böylesine bir çağda sünnete sarılan ve tek gayesi Allah’ın razı olduğu Rasulullah’a(s.a.v) tabi olmanın titizliği olduğuna hüsnüzan ettiğim tüm mü'minleri takdir ediyorum.

Muhterem Sünnet Dostları,

Maalesef “Sünnet ve Hadis” bahsi bu ümmetin şanlı ve kılçıklı tarihi boyunca en çok bulandırılan bir alan. Tezgahında sünnet satarak geçinenlere feraseten baktığınızda ya süpürüp alanları ya da süpürüp atanları görüyorsunuz.
Bir tarafta bebeği kirli beziyle bağrına basanları gördüğünüz gibi bir tarafta da bezi,kirlendi diye bebekle beraber çöpe atanları,
Bir yandan kavunu kabuğuyla beraber yiyenleri diğer yandan kabuğu var diye içini de çöpe atanları,
Bir taraftan bu taş bu çuvalın içinden çıktıysa mübarektir diyerek taşı kutsayanları diğertaraftan bir çuval pirinci içinde taş var diye çöpe atanları…. Bir taraftan İfrat diğer taraftan tefrit….“Helekel mütenettiu(Aşırı gidenler helak oldu…)”
Dolayısıyla Rasulullah’in(s.a.v)  bir ömür boyu yıkmak istediği bir tasavvura bizzat sevenleri tarafından sahip çıkılmış olunuyor.
Aziz Dostlar,
HZ.Muhammed(s.a.v) diğer kardeşleri rasuller gibi Allah’ın yanlış anlaşılması sonucu ortaya çıkan şirk müessesini yıkmak üzere “doğru anlamanın ve doğru anlaşılmanın” temini için gönderilmiştir.Lakin kendisi doğru anlamayı sağlamak için gönderilen peygamberin bizzat kendisi yanlış anlaşılmıştır.
Öncelikle kavramlar , düşüncemizi döktüğümüz kalıplar olduğu için çok önemlidir.

“Sünnet” kelimesinin etimolijisine baktığımızda: “Sonra gelenin yolunu bulabilmesi için suyun yatak yapışı gibi açılmış yol” manasına geldiğini görürüz. Zaten Rasulullah da(s.a.v) Tirmizi de geçen kendi beyanlarında sünneti böyle kullanmıştır.
”Men senne sünneten haseneten felehu ecruhe ve ecru men amile.”(Kim iyi bir yol(ç
ığır,şiar) açarsa ona açtığı şiar gereği ecri ödeneceği gibi daha sonra bu yolu değerlendiren herkesten eksilmeksizin ilk çığırı açana da ecri,mükafatı verilecektir.

Dikkat edin burada “benim sünnetim” manasına gelen “sünneti” ifadesini değil “nekra” yani faili belirsiz “sünneten” ifadesini kullanıyor.Yani sünnet ortaya koymak da sünnettir. Ben tüm iyi çığırları açtım ve nihayete erdirdim demiyor.

Siz de elinizdeki verilerden üretin diyor Peygamber(a.s).Yani kendi yolunu izleyecek olanlara geni
ş manevra alanları bırakıyor. Öyle olmasaydı Hanefilik, Şafiilik, Malikilik, Hanbelilik çığırı ve değişik çağlara ait cihad usüllerini nasıl ortaya koyacaktınız. İnsanın üretme kabiliyetine peygamber diliyle yapılan hürmete bakın siz. Bakınız Allah Rasulü(s.a.v) ”senne“ kelimesiyle sünnetin bir yatak, bir yol yapış olduğunu ifade ediyor.
Tabi yatmak için değil yapmak için…
Yatanlar buırmakta yol alacakken boğuldular. Yol olması gereken sünnet ırmağı onlara ölüm oldu. Böylece Huzurlarını gururlarını, birliklerini dirliklerini, meveddetlerini muhabbetlerini, devletlerini milletlerini her şeyden de öte Allah gibi bitimsiz bir imkanı tükettiler.

Sünnet gidince hadis kaldı.
Öz forma , kalıcı geçiciye , akıllı akılsıza , amaç araca , mana maddeye , ruh cesede dönüştü.Sünnetin ruhu ve misyonu yüceltilemediği için bu açığı hadis lafzını yüceltmekle kapatmaya kalkıştılar.
Tabi deri yırtığı kumaşla kapanamazdı.
Aziz dostum. Sünnet ve hadis bahsinde , böylesine bir hayat-memat mevzuunda sahteyi gerçe
ğinden ayırt etmek için dikkat etmemiz gereken kirişlerden bahsedecek olursak ;
Öncelikle Sünnet ile Hadisin aynı şey olmadığını bilmek lazım. Sünnet ile Hadis arasındaki ki tüm sapmaların düğümü de buradadır zaten. Sünnet ile Hadis arasındaki ciddi ayrımı tezekkür,tedebbür,taakkul,tefekkür ve tefakkuh etmek lazım.
Tezekkür edip geçmişteki bilgiyi buraya taşımak onun içindir ki zikir hatırlamaktır,
Tedebbür edip bilgiyi üreterek gelece
ğe yönelik tedbir almak (Tedbir de aynı köktendir),
Taakkul edip geçmişle gelecek arasındaki link hattını bağlantıyı kurmak,
Tefekkür edip tüm bunları yani tedebbürü, tezekkürü ve taakkulu tek merkezde toplamak,
Ve Tefakkuh edip tefekkürde elde ettiğimizi kendi şimdi ve buradamıza taşımak gerekir.

Sünnet eylemdir hadis söylemdir. Hadis teorinin sünnet pratiğin konusudur.Sünnet hayata hadis ise beyana yaslanır.Her sünnet hadisdir lakin her hadis sünnet değildir.Bunlar febiiznillah misalleriyle verildiği zaman aradaki orijinal fark , fark edilmiş olacaktır.
 
Dolayısıyla içinde sünneti ihtiva etmeyen hadis sahih de olsa sünnet değildir yani model olma hükmünde değil haber olma hükmündedir. 

Onun için sünnetli hadislere “Sünen” denir.Sünnetli hadis derlemesi yapan İslam semasının yıldızlarından   Ebi Davud’un(r.a) ,İbn-i Mace’nin (r.a) v.s çalışmalarının isimleri Sünen-i Ebi Davud ve Sünen-i İbn-i Macedir.
Değerli kardeşim ,
Peygamber balına konan ve ayağında taşıdığı mikroplarla bu balı kirleten sinek yapılıların değil ;
Ayağındaki polenleri çiçeklere taşıyarak aldığının bedelini ödeyen ve hem kendine hem de başkasına bal üreten balarısı misali bu ümmet kovanına bal taşıyanların işidir sünnet.

Ya tezgah
ınızda sünnet satıp peygamber tüketenlerden ya da Muhammed’in(s.a.v) modası geçmedi diyerek tarihin deruni tozlarının içinden canla başla peygamberini çıkarıp Rasulü’nün(s.a.v) modelinden üreyen ve üretenlerden olacaksınız.
Elinden pastas
ının malzemesini çalan kargaya tarifesi bende diyen hocanın düştüğü garip duruma düşmemek,  şeytana, “malzemen yok ki tarifin olsa ne olur olmasa ne olur” dedirtmemek için çıtalara devam edelim.
Yoksa sünnet gitti, hadis olsa ne olur olmasa ne olur?
Sünnet efendimizin hayat tarzıdır. 

Hadisin ete buda dönüşmüş yani iki ayak üzerine dikilmiş halidir.Sünnet Kuran’dan neşet etmiş damıtılmış bir yaşam biçimidir.Efendimiz(s.a.v) en sahih kaynaklarda veda haccında size iki değil bir emanet bırakıyorum o da Allah’ın kitabı Kuran olduğunu ifade etmiştir.Zaten Hz. Aişe’ye(r.a) “Nebinin ahlakı neydi “ diye sorulduğunda “O’nun ahlakı Kuran idi. Siz hiç Kuran okumuyor musunuz? “diyordu.

Yani ortada iki değil tek asıl var o da Kuran Azimüşşan.Sünnet ise bu asılın beyanıdır.
Onun için Rabbimiz sünnetin değil Kuran’ın muhafazasını üstlenmiştir.Çünkü Kuran var olmaya devam ettiği sürece sünnet yine Kuran’dan üretilebilirdi de onun için.

Tertemiz ,mutahhar olan Kuran’dan , Hz. Muhammed(s.a.v) ve O’nun yolunda olanlar
ın alacağı tek mahsül Sünnettir.
Bakınız Rasuller sadece” tebliğ” ile değil “beyan” ile de mükellef idiler. Peki beyanı “belağ” ’dan yani tebliğden ayıran şey ne?

Tebliğ : Bir cep telefonuna gelen mesajı bir başkasına iletmeniz gibi bir iletidir. Beyan ise tebliği hayata dönüştürerek aktarmaktır.Yani hayatla eylemle amelle açıklamaktır.Çünkü din hayattır ve kitap ta hayata inmiştir.Üstad Şatibinin o muhteşem tarifini hatırlamanın tam sırası.”Essünnetu : İnnema hiye beyanun lil kitab.”(Sünnet sadece kitabın beyanıdır.)

İşte burada Kuran Azimüşşan’ın “Onlar Allahın birleştirilmesini emrettiklerini birleştirirler” ayeti kerimesi gereği sünnet ile Kuran’ı böylesine ayrılmaz bağlarla birbirine bağlamış oluyoruz.
Zaten “Alma-İletme-Üretme “problemini çözdüğünüzde sünnetin , problemin değil çözümün bir parçası hatta öznesi olduğunu görürüsünüz.

Sahabe-i Kiram, Tabiin, Tebetttabiin(aleyhimüsselam ecmain) Rasulullah’in(s.a.v) vefat
ından sonra bir hadis duydukları zaman ilk önce şu soruyu sorarlardı:
“Sünneti ihtiva ediyor mu etmiyor mu?”
Bakınız Tercümanül Kuran olan İbn-i Abbas’a(r.a) Rasulullah’in(s.a.v) deve ile say ettiği sünnettir diyorlar siz ne dersiniz? İbn-i Abbas cevap verir. “Sadaka ve kezzebe” .Yani “doğru söyledi, yanlış söyledi” .Rasulullah’in(s.a.v) deve ile say ettiği doğrudur lakin sünnet olduğu yanlıştır.
 
Bakınız Hadis doğru lakin sünnet değil. Yani sünnetsiz hadis. Çünkü Allah Rasulü(s.a.v) sesinin iyi duyulması ve rahat görülmesi için deve üstüne çıkmıştı. Zaten sünnet olsa ümmetinden de böyle yapmalarını isterdi.
Sahabeden Münakka bin Huseyn diyor ki: ”Kuran’a uygun olmayan, Sünnete uygun olmayan hiçbir hadis nakletmedim”.
Tasavvur bu “Kuran’a uygun olmayan sünnete uygun olmayan”hatta sünnet ile hadisin farklılığına da dalalet değil mi bu ifade Allah’ınızın aşkına?

İmam Malik’e(r.a) “Niçin ziyadesiyle çok hadis duymanıza rağmen bu hadisleri nakletmediniz “ sualine “Leyse aleyhe el amel “ Çünkü içlerinde amelle ilgili bir şey yoktu cevabını veriyor.

Allah Rasulü’nün(s.a.v) hayatının hemen hemen her karesinde olan Hz.Ebu Bekir’den(r.a) topu topu 18 hadis naklolunmuştur.İlginç değil mi?
Peki İmam Malik’e (r.a) ya da Ebu Bekir’e de(r.a) sünnet düşmanı diyebilir misiniz?

Yine Hz.Ömer’in oğlu Abdullah İbn-i Ömer (r.a) Hacc yolculuğu sırasında Ed-Dahmah mevkiinde neden her zaman mola verdiği sorulduğunda “Rasulullah(s.a.v) burada mola verirdi “karşılığını vermiştir.

Bakınız Allah ondan razı olsun lakin hayattan kopuk sadece sevginin tezahürü olan bu eylem , aslında hayatında ilk ve son Haccını yapan Allah Rasülü’nün (s.a.v) yaptığı ve tamamen tevafuk olan , hadisle varid lakin sünnetle sübut olmayan bir hakikat. Acaba Rasulullah’in mola mevkii sünnet olabilir mi?

Hatta aynı zata Yine Hacc yolculuğu sırasında zikrettiğimiz mevkide devesinin boynunu kirmen gibi eliyle neden çevirdiği sorulduğunda Yine Allah Rasulü’nün(s.a.v) böyle yaptığını beyan etmiştir.

Hadis doğrudur öyle yapmıştır lakin maksadına baktığınızda Rasulullah’ın(s.a.v) devesinin huylanması dolayısıyla devesini sakinleştirmek için böyle bir davranışta bulunduğunu görüyoruz.

Hatta daha garibini söyleyelim aynı zat ve aynı mekan için. Yine Hacc seferinde bir çalı arkasına geçip abdest bozduğunu görüyorsunuz. 
Bunun nedenini de anı mazeretle açıklayan ve samimiyetinden şüphe duymadığımız Abdullah İbn-i Ömer hakkında kendisiyle değil yaptığıyla ilgili yorumu da size bırakıyorum.
Ayrıca Hz. İsa’nın hayattan şutlanışının en önemli sebebinin ona duyulan sevgi olduğunu da hatırdan çıkarmamak lazım.
İlginçtir Rasulullah(s.a.v) kendi hadisine muhalif davranıyor. Yani zahiren, sünnet ile hadisin çeliştiğini bile görüyoruz.
Rasulullah’in(s.a.v) şartlı alışverişi yasakladığı hadisini İmam Malik’in El- MuvattasıBüyu 69 unda okuyoruz lakin Buhari’nin (R.A) Cihad 49,Vekale 8 inde Allah Rasulü’nün(S.A.V) bir deveyi,deveyi satan zatın “Deveyi satarım lakin Medine’ye kadar binmek şartıyla” şartını kabul ederek aldığını görüyoruz.

Afaki değil Enfusi bir bakış açısıyla bakarsak aslında Rasulullah’in(s.a.v) şartlı alışveriş yasağını , satıcının elinden çıkan malın istismar edilip satıcıyı zor durumda bırakarak geri dönmemesi için koyduğunu da görmüş oluyoruz.

Hadislerin lafzıyla hadisin sünnete dönüşümü tehlikesini ikinci neslin büyük imamlarından İmam Ata’nın(r.a) “Su ile tahareti kerahat” saymasıyla örneklendirebiliriz. Bakınız hadis sünneti vuran bir cephaneye dönüştürülürse eğer ortaya garip durumlar çıkıyor. Hatta ikinci neslin bazı imamları “misvak kullanmayan bir yere savaş açmak vacib olur” dedikleri gibi bazıları da “kişinin zinadan olan çocuğu kızı sayılmaz izdivaç edebilir çünkü zinadan olmuştur diyenler dahi olmuştur. İsterseniz daha ileriye gitmeyeyim. Garip şeyler ortaya çıkıyor.Bakın tüm bunlar yok olan değil, var olan hadislerin bağlamından koparılarak yanlış anlaşılması ve sünnetlileştirilmesiyle olmuştur.

Dikkatinizi çekerim.Şimdi sünnetin doğru anlaşılmasının önemi umarım biraz daha iyi kavranmıştır. Yani sünnet hadise evrildiğinde eylem de söze dönüşüyor.
İşte o yüzden sünneti yaşatmayanların hayat iddiası şovdur. Tabi tüm bunları sünnet düşmanı hadis düşmanı yaftasını yeme ya da linç edilme pahasına konuştuğumuzu bilmekteyiz. Bilenler bilir. 
İlk sünnet düşmanı ilan edilen ve şehid edilen İmam-ı Azam Ebu Hanifedir.
 
İbn-i AbdilBerr anlatıyor : “İmam Ömer(r.a) içinde sünnet olmayan hadislerin naklini yasakladı.” Sizce neden dostum? 
 Hz. Ömer’in(r.a) hadisle ne alıp veremediği olabilirdi? Bunu Allah Rasulü’nün(s.a.v) bizzat Ömer bin Hattab’ı Ömer El-faruk ilan ettiğindeki sırrı anladığımızda anlarız. Hz. Ömer (r.a) hakikati hakikat elbisesi giymiş batılda çok keskin bir çizgiyle ayırıveriyordu.

Mesela “Sahabenin(Allah hepsinden razı olsun) karşılaştıklarında ya da ayrıldıklarında birbirlerine “Asr” suresini okuduklarıyla ilgili hadisin de içinde sünnet olmasına rağmen lafza indirgendiğini görüyoruz.
Sahabe-i Kiram bir meclisten ayrılınca birbirlerine hakkı ve batılı tavsiye ettikleri için “Asr” suresini okumuş hükmünde olduklarının anlayamadık. En güzel “Asr” suresi okuması hakkı ve sabrı tavsiye etmek değil midir?
Yoksa sohbet bitti hadi bismillah vel asr mıdır?

İkra” ilahi emri Kıraatı mı Tilaveti mi Tertili mi yoksa Beyanı mı içeriyordu? Ne oldu çok derine inmeyelim mi ama mercanlar derinlerdedir hep.
Tilavet içinde anlam olmayan okumadır. Kıraat anlamı barındıran okumadır.
Tertil (ki Müzzemmil suresinde Allah Rasulü’nün(s.a.v) şahsiyetinde gecenin emri budur )manaya nüfuz ederek okumadır.
Beyanı açıklamıştık. 
Hülasa “İkra” , “Tertilin Beyanıdır.”
 
Dolayısıyla manaya nüfuz eden “Asr” suresinin sahabede hayata dönüşümüdür.
 
İşte Buhari’den (r.a) nakledilen o meşhur şiir hadisi “Kişinin karnını irinle doldurması şiirle doldurmasından daha hayırlıdır.” hadisi.
 Uhudda  “Söyle Ya Hassan!Bugün Ruhul Kudüs seninle birlikte” diye İslam’ın şairi Hassan bin Sabiti(r.a) şiire teşvik eden, “Söyle Ey Muaz” diye şiiri bitirince “devam Ya Muaz” diyen bir Rasulullah(s.a.v) veşiirin bir bölümünde “Ele ma halakallahu batile” (Dikkat edin Allah’tan başka her şey batıldır.) diye geçenbir şiir için ki bu şiir Sahabenin “Aduvvullah” yani “Allah düşmanı“ dediği Ümeyye bin Ebissaltın şiiri olunca.Evet söyleyin Rasulullah(s.a.v) böyle bir şey der mi?

Hz. Aişe diyor ki onu nakleden Ebu Hureyre(R.A) yanlış nakletmiş biraz da anlamamış diyor. Çünkü Allah Rasulü(s.a.v) orda cahiliye şiirinden ,putları öven bir şiirden bahsediyordu da onun için.
Mesela üç şey uğursuzdur hadisi. Bu hadis en meşhur hadis kitaplarına girmiş. Evde, Kadında, Atta.

Hz. Aişe(r.a) itiraz ediyor yine. O hadisin tamamının dinlememiş.Hakikaten Ravi geldiğinde Rasulullah(s.a.v) hadisin yarısını okumuştu.İlk yarısında şunu diyordu: ”Cahiliye ehli derdi ki cahiliye ehli zannederdi ki” İşte buyurun olay nasıl tam tersine dönüyor. Bakın rivayet eden Ravi’nin de bir garezi yok.

Yine “namaz kılan birisinin önünden kadın, eşek ya da köpek geçince namazı bozulur” hadisinde de Hz. Aişe Hızır gibi yetişiyor ve “Nasıl oluyor da bizlerle köpekleri, eşekleri bir kılarsınız.Vallahi Rasulullah(s.a.) namaz kılarken kıblesiyle kendisi arasında yatardım da rahatsız etmemek için sıyrılıp çıkardım ve Rasulullah(s.a.v) namazına devam ediyordu” diyor.
İşte Ebu Hureyre’nin(r.a) meşhur Rasulullah’ın(s.a.v) sabah namazının nafilesini kıldıktan sonra sağ yanı üzerine yatması hadisiyle alakalı nafile namazdan sonra sağ yanı üzere yatıp geri kalkması. Taklid damarı kuvvetli olan

Abdullah bin Ömer(r.a) bile “Eksera Ebu Hureyre” ( Ebu Hureyre de çok oldu ha) demiştir.
Halbuki bu amelin maksadının yine Hz. Aişe’den(r.a) gelen nakillerle Allah Rasulü’nün(r.a) sabah namazının nafilesi akabinde ev halkını beklemesi veya onlarla şakalaşması olduğunu görüyoruz.

Yine Bakara 187’de geçen “Beyaz iplik siyah iplik” ifadesinde Adiyy bin Hatem’in(r.a) yastığının altına orucun başladığını anlamak için bir beyaz bir de siyah iplik koyduğunu öğrenen Rasulullah’in(s.a.v) Adiyy bin Hatem’e(r.a) “Ben de seni anlayışlı biri bilirdim, orada kastedilen ufuğun beyaz ve siyah iplik halini almasıdır” demesi.
Tüm bunlardan çıkan sonuç şu:
Hadise yaklaşırken hatta dine yaklaşırken kategorik değil analitik düşünmeyi ahlak haline getirmektir. Eğer analitik düşünemez koordinatlarınız olmadan harekete geçerseniz ;
1-Nokta atışı yapamazsınız,
2-Cephaneniz ve zamanınız malayanileşir yani boşa gider,
3- Dostu olduğunu zannettiğinizin düşmanı olursunuz.
Bugün piyasada yaklaşık olarak 1.200.000 hadis vardır. Bunun yarısını attığınızda dahi Allah Rasulü’nün(s.a.v) bu 600.000 hadisi anlatması için 23 yıl boyunca aralıksız konuşması yeter miydi bilmem.
O halde şu üç şeyin iyi bilinip kıvamına varması sonucunda hiç kimse size sahtesini göstererek gerçeğini gizleyemeyecektir. Çünkü bir şeyin sahtesi gösteriliyorsa gerçeği gizleniyor demektir. O zaman peygamber postuna bürünmüş şeytanı da yapılan sapmaların da, yanlış yaklaşımların da önünden arkasını geçeceğiz. Hadis gibi muhteşem bir hazinenin parçasını değil bütününü göreceğiz febi iznillah…

1-Peygamberi çok iyi tanıyacaksınız,
Onun için Allah Rasulü’nün(s.a.v)vefatından sonra gelen bir hadise Hz. Aişe(r.a) aynen şu cevabı veriyor. Benim tanıdığım Muhammed bunu demez. Bakın tanımak çok önemli. Arabanızı iyi tanırsanız ona hangi yabancı parçanın takıldığını da anlarsınız.

2-Kuran’ı çok iyi bileceksiniz,
Kiminin Kuran’ı bir iki ayet , kiminin ki 20 sayfa , kiminin ki de tamamıdır. Sünnetin korunmayıp Kuran’ın korunmasındaki hikmet buydu demiştim. Çünkü Sünnetin Kuran mihengine arz edilip altınsa kabul kömürse reddini ancak Kuranı iyi bilmekle elde edebilirsiniz.

3-Aklınızın değerini iyi bilip onu çok iyi kullanacaksınız.
Hadiİmam Cafer’e(r.a) atfedilen O sözü hatırlayalım.
“Akıl iç peygamberdir , peygamber ise dış akıldır.”
Yine İbn-i kayyım “El Akl vel Fehmul Kur’an ‘da”  “Akıl Kuran’dır Kuran akıldır” diyor.

Akıl etimolojik olarak “ukal” dan gelir “ukal” ise bağ demektir.Yani Akıl her şeyin her şeyle her şeyin Allah ile bağını Kurar.Daha da ötesi Kuran ile Sünnetin bağını Kurar ve buradan özümleme yapar.İşte onlar Allahın birleştirilmesini emrettiği şeyleri birleştirirler.Yani onlar “Ulul Elbab” temiz akıl sahipleridir ayeti kerimelerinin tezahürü.
Temiz bir akıl ile yani kendi çağının tüm katkı maddelerinden arınmış bir akıl ile Kuran-Sünnet arasındaki bağı kurmamanın hiçbir nedeni olamaz.
Muhterem kardeşler, bir hadisin sünnet olabilmesi için şu hususlara fevkalade dikkatedilmesigerekir.

1-Taklide değil tahkike dayalı olacak.Yani bir maksada mebliğ olacak.
Namaz esnasında Rasulullah’in(s.a.v) Hz. Cibril’den(a.s) ayağında pis bir şey olduğuna dair aldığı haber dolayısıyla pabucunu çıkarması sonucunda cemaatin de bunu çıkarmasını gören Allah Rasulü(s.a.v) benim mazeretim vardı ya sizin ? diyerek taklidi yasaklamıştır.
 
Yani Rasulullah(s.a.v) arak çubuğu kullandı diye (misvak yapılan amelin adıdır. Arak ise Rasulullah’in(s.a.v)  elinde olan ağaç parçasıdır) arak kullanmak değildir sünnet. Maksat ağız temizliğidir.
Arak ,efendimizin çağına has bir şey olabilir lakin misvak yani ağız temizliği dolayısıyla diş temizliği tüm Müslümanlara modeldir ister macun ve fırça ile ister arak ile fark etmez.
Onun için Gazzali’nin(r.a)o muhteşem tesbitine hayran kalmamak elde değil.“Umirna bitteessi la biteşebbih”
Biz ona benzemekle emrolunmadık. Biz onun yaptığını , ulaşmak istediği sonuca ulaşmak için yapmakla emrolunduk. Biraz uzun oldu lakin “teessi” yi başka türlü Türkçeye geçirmek gerçekten çok zor.
Bakın “Kul in kuntum tuhibbunallahe fettebiuni yuhbibkumullah…” Deki eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun.
Beni taklid edin değil bana uyun, bana ittiba edin.Mukallid değil muhakkik olun.Ayet açık değil mi?

2-İçinde eylem olacak. Bunu gereğince açıkladık.

3-“Üsve” olacak yani örnek olacak Mesela ad
ınızın Muhammed kızınızın Fatıma olması ya da arap olmanız değildir sünnet.Örnek olacak.Model olacak.

4-Kasıtlı olacak yani bilinçli olacak.Efendimizin ayağına taş değip yere düşmesinden türememiştir secde. Anladınız değil mi? Ya da Hendek Gazvesinde öğle ve ikindi namazlarını kılamaması bu namazların kılınmayabileceğini sünnet ile gerektirmez. Kasıt olacak. Ya da efendimiz bayıldığı için bayılmak sünnettir de diyemeyiz.Kasıt ve bilinç olacak.

5-İstikrar olacak.Gerçi buna “müekked” zıddına da “gayrı müekked” diyorlar lakin kastımız o değil. Cihad sünnettir kesintisiz bir ırmak gibidir sünnet. İtikaf bir sünnettir. Gece hayatı ki aksesuarlarından biri teheccüddür , sünnettir.Dikkat ederseniz Allah Rasulü’nün(s.a.v) bir ömür boyu aktığı yerlerdi bunlar.
Biliyorsunuz mermeri aşındıran damlalardeğil o damlaların sürekliliğidir.
Cenab-ı Hak Ümmet-i Muhammedi Sünnetin bilincine erdirsin. Bizi de Rasulü’nü(s.a.v) anımsatanlar listesine alsın inşaallah amiiiiiiiiiiin.                                                                                                                               SELAMETLE…